YAŞIYORUZ YAŞAMASINA AMA
Vakit yine Temmuz’un ortası. En son bir şeyler yazdığımda 2016 Temmuz’du sanırım. Sıcaklar başıma vurdukça yazıyorum işte diyelim. Yılda bir az sayılmaz. Zaten bu kadar az okuma oranının olduğu memlekette her gün yazacak değilim ya. Bu günleri özetlemek gerekirse güneşin sıcaklığına düşman ve rüzgârın serinliğine muhtaç olduğumuz günlerin gölgesinde yaşıyoruz. (En kindar düşmanlığımız da bu olsun inşallah.) Yaşıyoruz yaşamasına ama ne olarak, nasıl yaşıyoruz asıl problem bu. Doğduk. Bir mahalle arasında büyüdük düşe kalka. Top oynadık, ip atladık. Ayrıma düşmeden kız erkek demeden. Sonra ne oldu da birden değişti her şey bilmiyorum. Tertemiz çocuk zihni belki de “Tabula Rasa”yı doğrulayan en önemli şeydi. Sonra kirlendi. Ayrımcılık aldı sonra tüm sevginin yerini, karşıtlık aldı. Sonra kin ve nefret. Tahammülsüz fikirler aldı zıtlığın birbirini tamamlayacak en güzel yap-boz deseni olduğunun farkına varamadan. Yürüdük. Bitirdik okulları. Mezun olduk düştük hayatın ortası...

