YAŞIYORUZ YAŞAMASINA AMA

Vakit yine Temmuz’un ortası. En son bir şeyler yazdığımda 2016 Temmuz’du sanırım. Sıcaklar başıma vurdukça yazıyorum işte diyelim. Yılda bir az sayılmaz. Zaten bu kadar az okuma oranının olduğu memlekette her gün yazacak değilim ya.

Bu günleri özetlemek gerekirse güneşin sıcaklığına düşman ve rüzgârın serinliğine muhtaç olduğumuz günlerin gölgesinde yaşıyoruz. (En kindar düşmanlığımız da bu olsun inşallah.) Yaşıyoruz yaşamasına ama ne olarak, nasıl yaşıyoruz asıl problem bu.

Doğduk. Bir mahalle arasında büyüdük düşe kalka. Top oynadık, ip atladık. Ayrıma düşmeden kız erkek demeden. Sonra ne oldu da birden değişti her şey bilmiyorum. Tertemiz çocuk zihni belki de “Tabula Rasa”yı doğrulayan en önemli şeydi. Sonra kirlendi.

Ayrımcılık aldı sonra tüm sevginin yerini, karşıtlık aldı. Sonra kin ve nefret. Tahammülsüz fikirler aldı zıtlığın birbirini tamamlayacak en güzel yap-boz deseni olduğunun farkına varamadan.

Yürüdük. Bitirdik okulları. Mezun olduk düştük hayatın ortasına. İş derdine düştük. Unuttuk aramayı anne-babayı, abi-ablayı. Arkadaşla vakit geçirmek neymiş bilemedik. Sahi ne için çalışır insan? Yaşamak için mi? Kazandığı para sayesinde sevdikleriyle kaliteli vakit geçirebilmek için mi? Yaz mevsimi geldiğinde 10 gün güneşin altında bir şezlongda uzanıp 355 gün insanlıktan çıkıp hayatın kuytu köşesinde unutulmak için mi?

Yirmi üç yıldır yaşıyorum. İyi kötü hayat tecrübemiz var diyebilirim sanki ukalalık taslamadan. Diyorum da efendiler. Hayat bazen öyle ağırlıklarla gelir ki senin 23 yıla sığdırdığın her şeyi 80 yıla sığdıramayan da olur. Öyle ütopik bir hayatım olmadı tabi ama sevginin en temizini gördüğüme eminim. İnsanlığın son demlerini gördüğüme, toplumumuzun örf, adet ve geleneklerini görebildiğime eminim.

Klişe tabirle sokakta oynayabilen son nesil çocuklardan olduğumu söyleyebilirim. Ne demekti bu… Özgürlük demekti… Eşitlik demekti… Hayatı ve insanları sevgiyle öğrenmek demekti… Her renkten ve fikirden tertemiz insanların sımsıcak bakışlarıyla bir arada yaşayabilmesi demekti… İnsanların ayrım yapmadan tokalaşması, mahalle maçında aynı takımda olması, aynı kahvehanede okey eşi olabilmesi, yazlık sinemada izlerken filmleri aynı kaptan çekirdek çitlemesi demekti… Okul kapanır kapanmaz Kuran kursu demekti. Tam cüze geçecekken memlekete gitmek...

Heyhat! Nereye götürdü hayat o günleri? Bayramlarında tadı yok gerçi. Ama toplum, fikirler ve hatta bin yıllık gelenekler bile ayrışmaya başladı. Kutuplaşmak ve ya düzen koyucular tarafından kutuplaştırılmak. Belki de bizim birbirini anlayan ve sahiplenen şuurumuzu yitirmemiz içindi her şey. Masonların oyunu bile olabilir sanayi devrimini ve fordist üretimi düşünmezsek, bilemedim.

Tek bildiğim şey vardı dostluk, arkadaşlık. Arkadaş kelimesinin hikâyesi vardır belki duymuşsunuzdur. “ Eskiden savaş meydanları çok geniş ve düz alanlar olduğundan insanlar kendilerine siper alacak kolay kolay bir yerler bulamazlarmış.  Zaman zaman buldukları taşlara sırtlarını yaslayıp arka taraflarını güvene alırlarmış bunlara arka taşı denirmiş. Zamanla o taşların yerini insanlarda almış. Arkadaş. Savaşta canını emanet edebileceğin, gözünü kırpmadan onun için canını verebileceğin insan; arkadaş.”

Ezcümle efendiler, bugünün dünyası değil bizden. Bugünün toplumu değil bizim, değil insanlığın. Sevginin, sadakatin ve saygının olmadığı toplumlar yaşayamazlar. Değişirken dünya, gelişirken teknoloji, insanı, insan olmayı ve insanlığın getirisini unutmamak gerek… Sevgiyi, dostluğu, arkadaşlığı unutmamak gerek. Ettiğin bir sohbetin lütfunu, paylaştığın bir lokma ekmeğin hakkını unutmamak gerek. Yaşamak, insan olarak yaşamaya karar vermemiz gerek.

Son söz Behçet Necatigil ustamızın "Yaşamı Ertelemek" şiirinden dizlerle olsun;

“Sevgileri yarınlara bıraktınız çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular, kalbinizde kaldı

Siz geniş zamanlar umuyordunuz, çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz, yahut vakit olmadı”

                                                                                     
                                                                                                     Mert TÜRKMEN 
                                                                                                                      Temmuz 2017

Yorumlar

Popüler Yayınlar